GELENEKSEL AFRİKA

                          DİNLERİ 

    

        Mustafa Efe Johannesburg
   Batili Avrupali güçler tarafindan
geçmişte Afrika’nin mukadesatina karsi saygisizlik yerli Afrika insaninin geleneksel kulturlerini ciddi sekilde etkiledi ve bir cok geleneksel inanclar, sosyal degerler, gelenekler ve ritueller gormezlikten gelindi ya da yokedildi. Avrupali hristiyanligin fe degerlerin girisiyle Afrikali yerli insanlar geleneksel antic ruhi koklerinden koparildi.

    İstisnalari olmakla birlikte Geleneksel Afrika dini tek Hakim Yuce Tanri’nin varligini merkeze alir. Geleneksel Afrika inanci Buyuk bir varligin vasiflarinin getirdigini soyler. Bundan dolayi O yerdeki ve gokteki herseyin yaraticici olarak onlarin kaynaklari da yalnizca O’na aittir. O hasmet ve celalinde mukayese edilemeyecek kadar krallarin uzerinde buyuk bir kraldir. O butun heybet sahiplerinin ve ilahi sifatlarin uzerindedir. O heryerdedir. O herseye gucu yetendir. O mutlak sonsuz, herseyi goren bilendir. Geleneksel Afrika dininin tanrisi ritual ve etik olarak da Kutsal Tanridir.

        Dini inanclarda gunluk hayatta kutsal ve sekuler diye bir ayrim yoktur. Kutsal ve sekuler dunya ayrilmadigi icin hayatta ayrilmamisti. Bu yuzden ibadet etmek icin belirli bir zaman yoktur. Her gun her an ibadet edilebilir. Yazili hicbir inanc yoktu cunku butun inanclar yaslilarin gelenegi vasitasiyla sahislarin kalplerinde sonraki nesillere ulasmisti. İnanc dogmatizm uzerine kurulmustu.

Bir diger onemli unsur da ruhlardir. Ruhlar heryerdedir, agaclarda, nehirlerde, kayalarda. Bu ruhlar Afrika toplumunun ahlaki sahipleri olarak hareket ederler. Onlar suclardan igrenirler. Bu ruhlar geleneksel din adamalri vasitasiyla isteklerini topluma iletirler. Geleneksel din adamalri da dinsel torenler vasitasiyla onlari memnun ederler. Bu dinsel torenler dans, muzik, sanat veya tanriya sarap sunmakla yerine getirilir. Afrikali ruhlar guclerini, ilhamlarini ve hikmeti Tanri’dan alirlar. Semboller de cok onemlidir. Cunku semboller gorunmeyen ruhlarla yasam arasindaki bagi kurarlar. ( African Traditional Religions: A Definition, Idowu E.B., London: SCM Press 1980 s 103 vd

Tanri icinse Afrikalilar kendi dillerinde cesitli isimler verdiler. Burada birkac ornek verecegiz. Mulungu Kenya-Akamba, Makumba Zambia-Aushi, Si Kamerun-Bamileke, Imana Ruanda-Banyarwonda, Mulungu Malawi-Chewa, Kalunga Angola-Chokwe, Unkulunkulu Guney Afrika Cumhuriyeti- Ndebele ve Zulu. Afrika dinleri hakkind simdiye kadar kullandigimiz kavramlari batililarin kullandiklari kavramlardan aldigimiz icin biz de onlarin dinlerini ilkel, putperest, fetishist, animist,atalara ibadet edenler, totemistler, tabiata tapanlar gibi kavramlar kullandik. Fakat bunlarin hepsi geleneksel Afrika dininin alimleri tarafindan reddedilmektedir. Kullandiklari kimi kavramlar ve unsurlar Tanrinin yuceligine isaret diye kullanilmaktadir. Gunes ve ay cok degerlidir. Etiyopya’nin Galla insanlarina gore tanri’nin gozudur. Zambia’nin Ila insanlarina gore ise Tanri’nin sonsuzlugunun gostergesi olarak kabul ederler. Bu gunese tapma olarak genellestirilmistir. Son yuzyil Geleneksel Afrika dinleri icin tam bi felaket olmustur. Ozellile Roma Katolik kilisesinin calismalari sebebiyle yuzde doksan oraninda kaybetmislerdir. Angola gibi. Isin garibi tek Tanriya inanan geleneksel Afrika dinlerine mensup insanlar uc tanrili hristiyanlik dinine girince putperestlestiler.

 

.

      AFRIKA'DA ISLAM  -2-

      

Mustafa EFE
Johannesburg       

     Kast Sistemi Şiilik, İsmaili ve Bohariler

          İran tarafından gelişler olmasına rağmen bölgede Şia etkisi pek güçlü olmamış. Bunun sebebi de İslam’ın Doğu Afrika’ya ulaştığı dönemlerde İran da daha tam Şiileşmiş değildi ve bir Şii egemenliği kurulmuş değildi. Bu yüzden de İran’dan gidenlerin de çoğunluğu Şii değildi. İran körfezinin doğu sahilinden gelen Şirazilerin   ise neredeyse tamamı kesinlikle Sünni idi. Doğu Afrika’da varolan Şiilik genellikle Hindistan’dan gelmiştir. İsmaililer çok organizeli şekilde çalışmaktadırlar. Özellikle Bohariler yoğundur. Bugün bile vardırlar. Mombasa’daki tek üniversite ve en büyük hastane Ağa Han’a bağlıdır. Fakat maalesef yerel halka yaklaşımları Hint kast sisteminin bir yansımasıdır. Nairobi’deki bir camiye kapıdaki iki tane zenci sokmak istemediler. Fakat yine de girdim namazı kıldım çıktım. Kapıdaki zenciler gülüşüyorlardı. Çok gariplerine gitmişti. Çıktığım zaman sordum niçin içeri girmeme izin vermek istemediniz diye. Burası Boharilere ait bu yüzden giremezsin dediler. Camii Allah’ın evi değil mi dedim. Zencilerden biri “evet kardeşim” dedi “adım Ali, ben de Müslümanım ama ben de giremem” dedi. Bu durum maalesef İslam’ın Afrika’da yayılmasının önündeki en büyük engel olmaya devam ediyor.

 

    Afrika’ya Yapılan Haçlı Seferleri    

 

       İslam, kaşif ve tüccar kisveli sömürgeci haçlılar tarafından ciddi bir meydan okumayla karşı karşıya kaldı. Onların misyonu Portekiz’den Katolik Haçlı Hareketi’nin başka bir isim altında tatbike konmasıydı. Bu haçlı hareketlerine karşı en şanlı mücadelelerden birini veren de İmam Ahmed’dir.   “Habeş’in Fethi” kitabının yazarı Şehabeddin 1506-1542 yıllarında, Habeşistan’da İmam Ahmed Gran olarak bilinen İmam Ahmed bin İbrahim el-Gazi (öl 1543)’ye refakat ettiği zaman şahit olduğuna göre İmam Ahmed portekizlilere karşı çok büyük bir cihad hareketi gösterdi. İmam Ahmed, Osmanlı Devleti’nden de yardım istedi ve istediği yardım gönderildi. Bu yardımlardan sonra Habeşistan’daki Hristiyan devletler ve diğerleri tamamen O’nun yönetimine boyun eğdi. Fakat portekizlilerin gelmesiyle herşey değişmişti. 1529’da Habeşistan İmparatoru Lebna Dengel (r. 1508-1540)’ı yendi. Fakat portekizliler 1543’te Christavao da Gama komutasında bir ordu gönderdiler ve Tana gölü yakınlarında İmam Ahmed yenildi ve şehid oldu. Bunun üzerine 1557’de Özdemir Paşa gönderildi ve Massawa körfezini geri aldı.   İmam Ahmed’in şehid olması sadece Habeşistan’daki Müslüman Sultanların yenilmesi değil aynı zamanda Doğu Afrika’nın portekiz sömürgeciliğine girmeye başlamasi ve yeni bir tarihi döneme girilmesiydi. Doğu Afrika’daki özellikle de Zanzibar’daki Müslümanlar haçlılara, sömürgecilere ve hristiyanlığa karşı mücadelenin öncüleriydiler.(The Course of Islam in Afrıca 141)

 

         Kaşif-sömürgecilerin gelmesinden sonra yaklaşık beşyüzyıldır süren bir mücadele başlamıştır. Modern zamanlarda sömürgecilik girmeye basladıktan sonra Afrika’daki en büyük direnişi Ticanilik, Kadirilik, Şazeliye, Müridilik, Senusilik gibi tasavvufi hareketler göstermişlerdir. Kadirilik Afrika’daki en büyük tasavvufi harekettir. Tasavvufi hareketler İslam’ın kıtada yayılmasını sağladığı gibi Müslümanların entellektüel gelişimlerini de sağlamıştır.

 

 

Doğu Afrika’da Osmanlılar

 

        1562’den itibaren Osmanlıların bizzat kendileri Doğu Afrika’da görülmeye başladı dense de daha önceden Yavuz Sultan Selim’in Yemen Valisi Sinan Paşa’nın Mombasa ’ya gittiği ve Yavuz Sultan Selim adına bir camii yaptırdığı kayıtları vardır. İspanyolların Ümit Burnu’nu dolaşıp geldiklerini ve Cidde’ye kale yapmaya başladığını öğrenen Yavuz Sultan Selim babasını haberdar etmis ve önlem alınmasını istemisti. Fakat babasının cok fazla dikkate almaması ve yavaş davranması üzerine isyan etmiş yenilmesine rağmen padişah olmuş ve ilk işi Doğu’daki Şii dailerini ortadan kaldırmak olmuş ikinci olarak da Mısır-Sina’ya yönelerek İspanyolların Cidde’de yaptığı kaleyi yıkmak olmuştur. İspanyollar Hicazı işgal etmek için   Cidde’ye üs kurmuşlardı. Ve Portekizlilerin bugünkü Eritre’de kurdukları limanın da sökülüp atılmasını sağlamıştır. Buradan hareketle Osmanlıların daha önce Afrika’nın Doğu ve Güney’ine indiğini söyleyebiliriz. 1587’de Emir Ali Bey Mogadişu’ya vardığı zaman o zamanki Mogadişu yönetimi sömürgeci Portekizlilerden onları korumak icin gelmiş bu orduyu sıcak bir şekilde karşılamışlar ve şükran göstergesi olarak da paralarına tuğralar bastırmışlardır. 1980’lerde Mogadişu’da bulunan demir, altın ve gümüş paralar üzerinde yeterli çalışma hala yapılmamıştır. Ecnebiler bu konuyla ilgili yazdıkları yazılarda hep Türkiye’den birilerinin bu calışmanın Türkiye’deki kayıtlarının bulunmasını istemektedirler. İçinde 6 tane de camii bulunan (en büyükleri Gedi Great Mosque) Emir Ali Bey’in Mombasa’da yaptırdığı kale maalesef bugün harap haldedir. Bir bölümü Portekiz hükümeti tarafından sömürgeci-kaşif Portekiz Doğu Hint Şirketi sorumlusu Vasco do Gama adına müze yapılmış ama onları sömürgecilere karşı korumaya gelen Ali Pasha’nın adını bile bilmiyorlar. Peki Kenya’da elçiliğimiz ne    mi yapıyor, bilmiyorlar bile.

 

       Bir de 1950’lerde ortaya cıkarılan dökümanlara göre Faza’da kendilerini al-Stambuli olarak adlandıran bir Türk aile tarafından bir yerleşim yeri kurulduğu ve kendilerinin o bölgeyi yönettikleri ve 1893 yılına kadar da bu yönetimin devam ettiği kayıtları ortaya cıktı.

Afrikalı Ülke İsimlerinden Afrika’da İslam’ın Kökleri

 

        Malayca (Malagasy) konusanların yerleştiği Madagaskar’a bir sahabenin geldiği ve bir zamanlar adanın üçte ikisinin Müslüman olduğu bilgisi varolmakla birlikte kesin kayıt hala bulunamamıştır. Fakat dibindeki Komor (Kamer-ay) adalarının yüzde 98’i Müslümandır. Nil’in kaynağına doğru yayıldıktan sonra Araplar bu bölgeden başlayarak Habeşistan’ın yüksek bölgelerine oradan da Senegal Irmağının ağzından Kamerun’a kadar olan bölgeye ‘Bilad-ı Sudan yani “Siyahların Memleketi’’ adını vermişler. 8. yüzyılda altın ticaretiyle ünlü Ghana’yı da astronom Al Fazari herhalde Arapça’daki ‘’zengin, varlıklı’’ manasındakı ‘’ğana’’ kelimesinden almış. Cezayir-Fas bölgesinden aşağı inen Müslümanlar bugünkü Mali, Moritanya, Nijerya bölgelerinde İslam’ın yayılmasını sağlamışlar. Fakat maalesef Kongo, Angola, Namibya, Bostwana ve Güney Afrika’ya inilmediği icin bu bölgelerde çok az Müslüman nüfus var. Kuzey Afrika’da Maliki Mezhebi yaygın olmasına rağmen kıtanın diğer bölgelerinde Hanefi ve Şafii mezhebleri ağırlıktadır.

 

        Bugün Afrika kıtasının yüzde ellisinden fazlası Müslümandır. Misyonerlik calışmaları neticesinde kimi yerlerde gittikçe azalmasına rağmen hala yüzde ellisinden fazla olduğunu iddia ediyoruz. Herşeye rağmen hala en hızlı yayılan din İslam.  Hristiyanlar da yüzde ellisinden fazlasının hristiyan olduğunu iddia ediyor. Hristiyanlık Afrika’da 1900’lü yılların başında yüzde 7 idi. Bugün ise yüzde ellilerin üzerinde olduğunu     iddia ediyorlar. Ama aradaki fark hakikaten bu kıtada ne olduğunun bir açıklaması niteliğindedir.  

 

           Yoksulluk icinde çırpınan, misyonerliğin kıskacındaki kara kıtalı kardeşlerimiz hala direnmektedirler. Renk, ırk, sınıf, kast diye bir ayrımı kabul etmeyen İslam ve O’nun mensupları sahabe tavırlı ikinci bir Habeş çıkarması yaparlarsa yıllardır renkleri ve ırkları yüzünden hor görülen kara kıtanın masum çocukları onlara bütün kalpleriyle sevinç gözyaşları içinde hoşgeldiniz diyeceklerdir.

 

acKaynak

 

1-Islam in Kenya, edited by Mohamed Bakari, Saad S. Yahya, Muslim Educational and Welfare Association, Nairobi, 1995

 

2-Pre-colonial Africa: her civilizations and foreign contacts / F.J. Notling. Bergvlei, Johannesburg: Southern Book Publishers, 1990.

 

3- History of the Islamic Peoples, C. Brockelmann, New York 1960, s.362

 

4-Islam and Acculturation in East Africa’s Experience By Ali . A. Mazrui 1999

 

5-Islam and The Catholic Crusade Movement in Zanzibar Khatib M. Rajab al-Zinjibari<_script /><_script />

 

6-The History of Islam in Africa Levtzion, Nehemia & Pouwels, Randall L. (Eds.) Ohio University Press, 2000.

 

7- The Swahili coast, 2nd to 19th centuries : Islam, Christianity and commerce in Eastern Africa / G.S.P. Freeman-Grenville. London : Variorum Reprints, 1988.

.

    AFRİKA’DA İSLAM -1-

 

 Mustafa Efe

     İslam’ın Afrika’ya Ulaşması ve Yayılması

 

   Türkiye’de İslam Tarihi çalışmalarımızda okuduğumuz ama üzerinde pek              düşünmediğimiz bir ayrıntı var. Bu ayrıntı İslam’ın Medine’den önce Afrika’ya ulaştığı gerçeğidir. Habeşistan’a birinci hicretin 615 ikincisinin de 616 yıllarında gerçekleştiklerini gözönüne alırsak İslam’ın Afrika’ya Medine’den daha önce ulaştığ ı gerçeği ortaya çıkacaktır. Ve bizim hiç düşünmeyi aklımıza getirmediğimiz İslam’ın Medine’den önce Afrika’ya ulaştiği gerçeğiyle Kenya’da Hicri Yılbaşı kutlamalarında ve Mevlid Programlarında karşılaştım.Kenya’daki bu Mevlid programları vesilesiyle yüzlerce insan İslamla müşerref olmuş.

 

       639’da İslam ordularının Mısır’a girişinden 711’de Tarık bin Ziyad’ın Atlas Okyanusu’na ulaşmasıyla Afrika kıtasının kuzeyi İslam’la tanıştı. Putperest Roma ve Hristiyan kültürünü Mağrib’den sildi. Daha sonra 7. yüzyılın sonu ile 8. yüzyılın başında Emevi Hilafetine karşı ayaklanan Umman Araplarının Afrika’nın doğusundaki Zanzibar’a kaçıp kıtanın doğusunda Zanzibar’a yerleşmeleriyle Afrika’ya ikinci giriş başladı. Zanzibar (Zangibar) kimilerine göre Arapça’dan kimilerine göre   Farsça’dan gelme, zenc siyah, bar da sahil demek. Yani zencilerin sahili, yaşadığı yer.

 

Svahili Kültürü ve Dili

 

      Arap yarımadasından, İran körfezindeki ülkelerden ve Hindistandan gelen Müslümanlar bugünkü Kenya, Tanzanya ve Mozambik tarafından Afrika’ya girdiler ve Afrika’ya yeni bir din ve kültür getirdiler. Bantu dil ailesine mensup kabilelerle karşılaştılar. Ve şimdi ‘’Svahili’’ (Arapca “sahil” kelimesinden sahiller, sahile ait olanlar) diye adlandırılan bir kültür ve neredeyse yüzde kırkından fazlası Arapça olan dil ortaya çıktı. Kenya, Zanzibar ve Tanganyika bölgesinde İslam’ın yayılmasıyla meydana gelen medeniyete Bantu-İslam medeniyeti ve o medeniyetin dili olarak da çoğunluğu Bantu dilinden gelen Svahilice ortaya çıkmıştır da diyebiliriz ki bu Afrika’nın Müslüman kimliğine daha fazla işaret etmektedir. Dünyanın en önde gelen dilllerinden biri olan Svahilice Afro-İslami bir dil olarak kabul edilmektedir. Arapça genel olarak Müslümanların ortak dili olarak kabul edildiği gibi Svahilice de Doğu Afrika Müslümanlarının dilidir. Sahilin İslami dönem öncesi Arabistan ile ilişkileri İslami dönemdeki ilişkileri desteklemistir. Arabistan ile olan bu kontaklar sahilde bir çok Müslüman şehir devletlerinin kurulmasına öncülük etti. Bu bölgenin Arab, Afrikalı yerli, Şirazi (Farslı), Somali ve diğer bölgelerin insanları etnik olarak karıştı. Ve bu topluluklar   “Svahili” adı altındaki topluluğu oluşturdular.

İslam Bir Hint Dini mi?

 

       Araplar yerli kadınlarla evlenmekten kaçınmadıkları için İslamlaşma daha hızlı ve fazla olmuş. Arapların yerel halkla irtibata geçmiş olmaları iyi bir başlangıç iken kıtanın içlerine doğru girmeye teşebbüs etmemeleri ve sadece ticaretle ilgilenmeleri Müslüman nüfusun Orta Afrika’da az, Güney ve güneybatı Afrika’da ise yok denecek kadar az olmasına yolaçmıştır. İslam Doğu Afrika’ya bu kadar erken tarihlerde ulaşmasına rağmen kıtanın içine doğru çok uzak değil Uganda’ya maalesef 19. yüzyılda ulaşmıştır. Bunun da en temel sebebi ticaretin çok ön planda olmasıdır. Kenya’da bu gelenlerin neslinden şimdi birçok insan var. Aynı a ilede hem siyah hem melez hem de beyaz kişileri görebiliyorsunuz.   Hindistan’dan gelen Müslümanlar Hindistandaki kast sisteminin etkisinden dolayı Afrikalı yerlilerle evlenmedikleri için İslam’ın yayılmasına katkıda bulunmalarına rağmen yeterli şekilde olmamış ve İslam’ın bir Hint dini diye anlaşılmasına sebep olmuş. Bu durum kıtanın kahir ekseriyetinde böyle.

 

Doğu Afrika’da İslam

 

           Kenyal ı önde gelen Müslüman tarihçi Ahmed Idha  Salim “yerel şifahi geleneklere göre İslam Doğu Afrika’ya Hz. Ömer zamanında ulaştı” demektedir. Kenya’da İslam’ın geçmişi hakkında en yeni kanıt Oxfordlu arkeolog Dr. Mark Morton’dan geldi. O bu kanıtı Patre adası üzerindeki Shango’da buldu. Bu, İslam’ın Kenya sahillerinde görülmeye başladığı kesin tarihi 8. yüzyıl olarak doğruluyor. Kesin arkeolojik   kanıtlardan biri de 10. yüzyılda Manda adasında bir Müslüman şehrin bulunduğudur.

 

       Luo ve Kikuyu tarihçiler Prof. Allan Ogot ve Prof. Godfrey Muriuki’nin çalışmalarına göre Kenya’da şu andaki Lua’larla birlikte Lang’olar, Acholiler ve Lugbaralar 17. yüzyılda güney Sudan’dan gelmişler. Diğer baskın grup olan Kikuyular, Proto-Sabati Bantu grubunun göç dalgasıyla Somali’nin güneyindeki Shungwaya’dan gelmişler. Bütün bu hesaplamalara ve kanıtlara göre Müslümanlar Afrika’nın giriş kapısı mesabesinde olan Kenya’da en uzun kalan ve yerleşmiş olan gruptur. Onlar Kenya toplumunun dil, politik, ekonomik ve sosyal alanlarını Avrupa sömürgeciliği çökmeden önce etkilediler. Bugün Kenya’daki nüfusun yüzde otuzbeşini oluşturan Müslümanlar Halifeleri olmasına rağmen organizesizler, siyasi güçleri çok az ve onların 11 Eylülü Kenya’daki amerika büyükelçiliği bombalandığında başlamış. Son yıllarda Kenyalı Müslümanlar ciddi sıkıntılarla karşı karşıyadırlar. Bu yüzden Türkiyenin en üst düzeyde Afrika’ya yaptığı ilk ziyarette Kenya ayağı iptal edilmemeliydi.

 

         Dörder aylık muson rüzgarlarının kolaylaştırdığı yolculuklar vasıtasıyla İran körfezinden Zanzibar’a, Zanzibar’dan da İran körfezine gidiş gelişler çok olmuş. Şiraziler olarak bilinen tüccarlar 12. yüzyılda İran körfezinden geldiler ve Mogadishu, Brava ve Komor (Kamer=Ay) adalari, Mafia, Kilve, Pemba, Zanzibar ve Madagaskar’a yerleştiler, antik Shungwaya Afrika yerel İmparatorluğunun bulunduğu bölgede. Bu gelenlerin yalnız İran kökenli olduklarını kanıtlamak güç olmakla birlikte İran körfezi çevresindeki ülkelerdeki geleneklere sahip oldukları ortadadır. Onlar Zencilerle karıştılar ve Afro-Sirazi adı verilen bir sınıf ortaya cıktı. Mafia, Pemba ve Kilve adalarında Şiraziler yönetici hanedan olarak kurulmuş oldu. Kurucusu Ali b. Hasan idi. Şirazilerin bu bölgeler ulaştıkları tarihler kesin değildir.

Zanzibar’ın Flütü

 

        Zanzibar’ın Afrika’ya cok büyük etkisi vardı. Zanzibar İmparatorluğu zamanında Doğu Afrika’ya yayılan etkisi şu sözle ifade ediliyordu: “Zanzibar’da filut çaldığı zaman göller de (Tanganika, Malavi, Victoria) dahil olmak üzere bütün Afrikalılar, danseder”. Bu Zenci İmparatorluk yıkılmasına rağmen etkisi kaldı. Zanzibar Sultanları Tanganika’nin İslamlaşmasi için Şafii alimleri gönderdiler. Sömürge döneminde Tanganika’nın İslamlaşması Zanzibar’dan başladı. Sultan Sa’d bin Sultan (1806-1856)ın Başbakanı ve Başkadı Seyh Muhyiddin b. Seyh b. Abdulah al-Kasani (1789-1869)’nin sayısız yerel öğrencisi vardı. Zanzibar ingiliz sömürgesi zamanında da Doğu Afrika’nın İslamlaşmasının entellektüel merkeziydi. Gofu ve Barza camileri Doğu Afrika ülkelerinden gelen öğrencilere eğitim alma imkanı sağladı.

 

         Zanzibar’ın Ortadoğu ile bağları MÖlere kadar gitmektedir. Sümerlerden, Asurlulardan, Arablardan ve Farslılardan gidiş-gelişlerin olduğu söylenmektedir. İslam Doğu Afrika’ya 7. yüzyılda ulaştı ve 10. yüzyıla kadar Etiyopya, Somali ve Dogu Afrika adaları Pemba, Kilve, Mafia, Pate, Lamu ve Mombasa’da yagın din oldu. İslam’ın ilk yıllarında bu bölgelere ulaşmasının sebebi Kızıldeniz ticaret yolunun Medine İslam Devleti tarafından control edilmeye başlamasıydı. İran körfezindeki ülkelerle ekonomik ve politik ilişkilerin olması da İslam’ın   Doğu Afrika’ya yayılmasına yardım etti. Bunu, 1984’teki kazılarda bulunan 830 tarihli altın, gümüş ve bakır paralar ve Lamu’da kurulan cami ispat etmektedir. Doğu Afrika’daki en eski ve sağlam camii Zanzibar Kizimkazi’deki 1007 tarihli camiidir. Kilve ve Zanzibar gibi Svahili şehirleri 13. yüzyıla kadar Hindistan ve Çinle yaptıkları ticaretle zengin olmuşlardı. Kilve’de Kilve kralları tarafından kendi adlarına basılmıs bakır paralar bulundu. Zanzibar’da istif edilmiş halde yerel baskı 3000 gümüş para 2000 yılında bulundu. Kizimkazi’de bulunan bu paralardan biri Şirazi hanedanına bağlı Sultan Muhammed Ali adınaydı. Fakat Faslı seyyah Abdullah ibn Muhammed ibn Abdullah ibn Muhammed ibn Ibrahim Zawati al-Tunzi (1304-1378)’nin gözlemlerine göre O’nun ziyareti sırasında Svahili şehir devletlerinde kullanılan uluslararası geçerli para Mısır’da basılan Fatimi dinarlarıydı. 1331’deki O’nun ziyareti sırasında bu sahil adalarında Arapça genel edebi ve ticari dildi. O Maldiv adalarında da Başkadı olarak calıştı. Kilve’de Sultan   Abdullah bin al- Muzaffer al-Hasan tarafından misafir edildi. O, Hindistan, Çin ve Mısır şehirlerini de görmesine rağmen Kilve’yi dünyadaki en güzel ve en iyi inşa edilmiş şehirlerden biri olarak tasvir ediyordu.

 

Abdullah b. Hassan b. Ali b. Husseyin b. Ali al-Mas’udi (913 – 956) Mürucuz-Zahab ve Menadin al-Cevher kitabında da Zanzibar’ı ziyaretinden sonra Hint denizini Zenci denizi olarak isimlendirir ve O Pemba adasının Müslümanlar tarafından 730’dan önce ele geçirildiğini yazar.  

 

      Portekiz coğrafyacı Fra Mauro Comoldes’in 1460 yılına ait haritası Zanzibar adaları ve Sofala’yı Müslüman yöneticisi Musa b. as-Sambiq tarafından inşa edilen Müslüman şehirler olduğunu gösteriyordu. Musa bin as-Sambiq’in adının söylenişi daha sonra bozuldu ve hem Mozambik’teki bir şehrin hem de devletin adı oldu. Mozambik’in isminin nereden geldiği konusunda farklı görüşler vardır. Musa Beg isminden mi, Musa isminde bir Arap tüccarın adından mı, yoksa portekizlilerin ilk sömürge dönemindeki sultan Musa Mbiki’nin adından mı geldiği hala kesin değildir.  

 

      13. yüzyılda sahil bölgesinde 37 tane İslam şehir devleti   vardı. Zimbabve’den gelen altın ticaretinin merkezi olan Kilve ise Şirazi Devleti’nin başkenti olarak en müreffeh zamanını yaşadı. 15. yüzyıla kadar sahil devletlerinin hepsi Müslümandı. İbn Battuta 1332’de Doğu Afrika’yı ziyaret ettiği zaman bölgedeki İslami atmosferden dolayı kendini evinde gibi hissettiğini yazmıştı.

 

 

 

.

      

         AFRİKA'DA MİSYONERLİK

       
Mustafa EFE
Johannesburg

        Afrika’da misyonerligin temel kodlarini elde etmek, somurgeciligi ve uygarlastirmayi anlayabilmek icin hepsini birlikte degerlendirmeliyiz. Cografi kesifler diye adlandirilan tarihin en kanli hareketlerinin baslamasinin altindaki dini temelleri, bu cografi kesiflerin neticesi olan somurgeciligin insanlar uzerindeki fikri ve duygusal etkilerini nasil etkiledigini iyi okumamiz gerekmektedir. Bunun sebebi ise bugun Turkiye’de yuzyuze kaldigimiz misyonerlik hareketlerine karsi nasil bir tavir takinacagimiz ve misyonerligin sadece misyonerlik olup olmadigidir. Misyonerligin kara kitada elde ettigi neticelerin bu hareketi daha iyi anlamamiz icin bir ipucu olabilecegi kanaatindeyim. Islam Dunyasi’nda somurge altina girmis ulkelerdeki zihinsel yikimin son iki yuzyil icerisinde nelere yolactigini, Muslumanlar tarafindan Islam’in hristiyani yorumlarinin  yapilmasinin ve protestan yaklasimlarin ve protestanlstirma gayretlerinin hepsi az ya da cok misyonerlik calismalariyla alakalidir. Islam Dunyasi’nda misyonerlik iki yonludur. Birincisi halka yoneliktir. Ikincisi ise tam da tanimlanan misyonerlik kalibina uymasa da bilincli ya da bilincsiz bir sekilde misyonerlerle isbirligine giren Ilahiyat alanindaki akademik cevreyedir. Misyonerler girdikleri yerlerde halka yonelik mesruiyetlerini o bolgenin halkindan ileri gelenler eliyle yapmaktadirlar. Iste Afrika son dortyuz yilini bu tecrubeyi yasayarak gecirmistir.

         Fakat misyonerlerin getirdiklerine karsi kendi yerel dinleri ile direnemeyen Afrikali yerliler ya da melezler careyi ya bu misyoner kiliselerinden ayri kiliseler kurmakta bulmuslar. Siyah beyaz ayrimciligi yok falan deseler de bugun hala siyahlarla beyazlarin kiliseleri sozde ayri degil ama ayridir. Misyonerler iki seyi cok iyi gozlemisler ve uygulamislar. Birincisi Afrika’nin yerli insani muzikten hoslaniyor, onlar da kilisede onlarin sevdigi tuden muziklerin ritimlerinden ilahiler caliyorlar.

       Ikincisi ulkenin kultur ve sosyal yapisini cozumleyen calismalara gore hareket tarzi belirlemisler. Bunun icin de sosyoloji, antropoloji ve arkeoloji gibi modern zamanlarin kutsallari eliyle yapmislar.

      Afrika’da kilise tarihinin ilk zamanlarindan itibaren misyonerlik ilkeleri ‘’esitsizlik’’ soylemini yerlestirerek gelistirildi. 1920’lerde bu esitsizlik kavrami Alman misyonerlik otoritelerinin gorusleri tarafindan guclendirildi. (Apatheid Bible)

      Isbirligi

Cok onemli bir nokta da misyonerlik konusunda butun kiliselerin misyonerlik hareketleri var fakat birbirleriyle bu konuda bir cekisme ya da tartismaya girmiyor. Dahasi hristiyanlik konusunda ayrildiklari noktalari bile one surseniz hemen gecistiriyorlar. Ve her kilise gitmis kendi misyoner  teskilatini  ve kilisesini kurmus. Gordugunuz misyoner okulunun biri presbiteryanlara bagliysa digeri Roman katolik Kilissesine  digeri de Tanrinin Kralliginin evrensel Kilisesine veya Iskoc kilisesine baglidir. Isin dikkate deger diger tarafi ise yuzelli ikiyuz yil evvel kurulan sinodlari bugun hala ayni kilise veya bolge desteklemeye calismalari finance etmeye devam etmektedir. Misyonerlerin sosyo-ekonomik aktiviteleri insanlari kilisenin bir uyesi yapmada buyuk bir rol oynadi. Siyasi guc Afrika’da dinlerin yayilmasi icin onemli bir faktordur. Somurge oncesi Afrika ulkelerinde monarsi ya da kabile yonetimleri vardi ve insanlar da kabilenin efendisinin dinine tabi oluyorlardi. Somurge yonetimleri kurulduktan sonra genelde oncelikle kabile sefleri onlara makamlari birakilacagi vaadi ile hristiyanlastirildigi icin ya da kolelestirilenlerin beyaz efendileri hristiyan olduklari icin efendilerinin dinlerine tabi oldular yani hrsitiyanlastilar. Somurge yonetimleri, universite yonetimleri ve misyonerler tarihin en buyuk isbirliklerinden birini yaparak kara kitanin en ucra kosesine bile ulasmislardir. Universitelerin hazirladiklari sosyolojik, arkeolojik ve antropolojik calismalarin sonuclarini kullanan misyonerler ulkeye nufuz etmis somurge yonetimlerini mesrulastirmislar onlar da koskoca bir kitanin kaynaklarini beyaz adamin ulkesine tasimislardir ve tasimaya devam etmektedirler.  Misyonerler her zaman onlari destekleyen kurumlara rapor gondermek zorundaydilar. Bu onlarin hizmetinin cok dogal bir tarziydi. Ve bunu da ozel ifadelerle hile ve tuzak ornekleriyle uygun bir sekilde sagliyorlardi. Onlarin misyonu asla farkliliklari kesfetmek degildi. Fakat kendilerinin dogru olarak kabul ettikleri gercegin tabiatinin daha onceden varolan zanlarini gecerli diye teyit etmekti. (civilizing Barbarians, Leon De Kock, Witwatersrand University Press, 2001, Johannesburg, sayfa 82)

Muslumanlar ve Misyonerlik

Eskiden eger birisi Musluman ise onu Hristiyanlastirmak mumkun degildir o kisi aklini kaybetmedikce derdik. Fakat misyonerlerin Afrika’da elde ettigi neticelere baktigimiz zaman maalesef isin oyle olmadigini goruyoruz. Artik ilahiyatcilarimiz once ''hangi Musluman hristiyanlasmaz'' sorusunu sorup calismaya baslamalidirlar. Bir zamanlar Musluman nufus yuzde altmisin uzerinde olan Mozambik’te bugun Musluman nufus yuzde yirmilerde. Bir zamanlar yuzde yetmislerin uzerinde Musluman nufus olan Malawi’de bugun resmi olarak yuzde yirmi gayri resmi olarak da yuzde kirklarda Musluman var. Peki aradaki nufus nereye gitti derseniz cevabi  asagidaki resimde gordugunuz direk Papalik tarafindan idare edilen Katolik Yuksek Egitim Merkezi'nde. Burada sadece 50 tane ogrenci var ve bunlar yerli halktan secilip getiriliyor ve onlarin kendi dillerinde onlara hitabeden papazlar olarak yetistiriliyor. Burada enteresan olan ise Papalik'in direk olarak bu sekilde nokta calismalarini kendisinin organize etmesi. Zaten II. Vatikan Konsili'nden cikan kararlara bakilirsa daha iyi anlasilir. Bu noktadan bakildigi zaman diyalog calismalari vs konusunda yeniden dusunmemiz gerekmektedir.

Dahasi misyonerler hristiyanligi kabul ettiremeyeceklerini akillari kestikleri kimi yerlerde de hem hristiyan figurlerinin hem de Islami rituellerin bulundugu ibadethaneler insa ediyorlar. Ruanda’da kapinin girisinde hem hilal hem de hac bulunan bir yer, disariya mikrofondan ezana benzer bir seyler, iceride hem kilise siralari var aralarinda da alkisli vsli bir namaza benzer hareketler yapan insanlar gittikce artmaktadir. Bunu ise Ismaili, Kadiyani ve Bahai gruplar eliyle yapmaktadirlar. Bu gruplardan kimileri icin ingiltere’de ibadethaneler bile kurmuslardir. Afrika’da gitiginiz bircok yerde Aga han universiteleri, hastaneleri gorursunuz.

Genelde cocuk egitimi, (cunku mezar taslariyla pek isleri yok) dil ogretimi, ciftcilik teknikleri ya da tibbi yardim-klinik acmak  vasitasiyla yapiyorlar. son iki yilda 300 bin Musluman hristiyan oldu.

Sarkiyat calismalarinda da misyonerlerin epey calismalari vardir. Kur’an-i Kerim’in Swahilice’ye ilk tam cevirisi olan ‘Tafsiri ya Kuraniya Kiarabukwa lugha ya Kiswahili’ bir misyoner olan Canon Godfrey Dale tarafindan yapilmistir. Ki O Zanzibar’daki Orta Afrika Misyonerlik teskilatinda 1889’dan 1925’e kadar calisti ve misyonerlerin Islam uzerinde calisan en buyuk alimi oldu. African Islam and Islam in Africa 96) Bir Musluman tarafindan Swahiliceye ilk Kur’an tercumesi ise 30 yil sonra 1953 yilinda M. A. Ahmedi tarafindan yapilmistir.

Misyonerlik ve Apartheid

Apartheid pratik ve tarihi zeminde 1935’teki misyonerlik politikasinda hakli bir zemine oturtulmus olmasina ragmen ayni zamanda teolojik temellerinin saglanmasi gerekiyordu. Yeni-Kalvinist dusunce Apartheid’i hakli cikaracak teolojik temelleri sagladi. Avrupali beyazlarin Guney Afrika’ya geldikleri ilk iki yuzyilda Kalvinist olduklari hatirlatildi. Kalvinist ideolojiyi Boer (Guney Afrika’daki Hollandali ciftciler)lere atfeden ilk kisi David Livingstone Afrika misyonerliginin onculerindendir ve Afrika'nin kalbiniAvrupa'ya acan kisi olarak kabul edilmektedir. 1939’da Rev. J. G. Strydom tarafindan kaleme alinan makale nasil mesrulastirildiginin sadece bir tane ornegidir. ‘’Apartheid Inanc Meselesi’’ basligi altinda sunlari yazmaktadir. ‘’Bizim Kalvinist inancimiz ayrica bu Apartheid’le de ilgilenir. Kimileri Kitabi Mukaddes zemini uzerinde surdurulen Apartheid’i hatali diyorlar. Halbuki biz inaniyoruz ki bu Tanri’nin Sozu’nun temelleri uzerinde. Cunku o milletlerin ayrilmasini istedi.’’ (Apart 53) 1942’de Guney Afrika Cumhuriyeti’nde Apartheid kanunlarini hazirlayan komisyonu adi Federal Misyonerlik Konsili olan bir misyonerler birligi teskilati idi. (Apart 52) Ve bu nihayetinde Guney Afrika Cumhuriyeti’nde 1948’de beyaz irkciligina dayanan 46 yillik (Apaartheid) ayrimcilik rejiminin teolojik temelerini hazirladi. ( The Apartheid Bible

Misyonerlik ve Medenilestirme(!)

Misyonerlikle aydinlanma ve medenilesme hep birlikte kullanilmistir. Madagaskar krali Radama Manjaka’nin ingiliz kralina yazdigi mektupta oldugu gibi. O halkini evangelize edecek ve aydinlatacak, mutlu olmanin manasini ve -zorla degil tam tersine misyonerlerin anlayisinin isiginda- hristiyanligi ogretecek misyonerleri davet ediyordu. ( Splenterede Crucufix, Bee Jordan 1969, Cape Town, s 43-44) Bu Papa’nin da dikkatini cekmis ve ‘’hakiki imani Malagasilere ogretmeleri icin Roman Katolik Misyonerlerine izin verdigi icin kutsal tesekkurlerini bildiren bir mektup gondermisti. (Splintere 225) Misyonerlik en uygun sekilde kulturel etki ve degisimin amilleriydiler. Yonetici, tuccar, ciftci ve meskun sahislar gibi diger somurge amilleri somurgecilikle ilgili calismalarin maddi tarafina katildilar fakat misyonerler medeniyetin irfani(!) icinde somurgelestirme ozel gayesine yoneldiler. (Civilizing Barbarians, Leon De Kock, Witwatersrand University Press, 2001, Johannesburg, sayfa 22)

Uc C olarak kodlanan (Christianity, Civilization, Commerce) Hristiyanlik, medeniyet, ticaret Afrika’nin modern zamanlardaki tarihinde birlikte anilmak zorundadir. (Bosch, Davids J. 1991. Transforming Mission: Paradigm Shifts in Theology of Mission. New York. Sayfa 305)

Medenilestirme kavrami bu donemde oldugu gibi o donemde de put kavramlardan biriydi. Bu yuzden misyonerler ingiliz imparatorlugunu medeniyetin yayilmasi icin ilahi olarak atanmis bir imparatorluk olarak goruyorlardi. ( Ashley, M.J. 1982. Feautures of Modernity: Missionnaries and Education in South Africa (1850-1900). Journal of Theology for Southern Africa 38) Marks da ingilizlerin hindistani isgalini medenilestirme gerekcesi ile mesru gormuyormuydu. Goruldugu uzre bunlarin dinlisiyle dinsizi arasinda hicbir fark yok. Ya Turkiye'de Avrupa Birligi'ni uygarlasma projesi olarak goren yonetici zevata ne demeli. Afrikali yerliler direnmislerdi bizimkiler gonullu olarak istiyorlar.

Son yuzyildaki hristiyan nufus oranlarina baktigimiz zaman Misyonerlik calismalarinin neticelerini gorebiliyoruz. Afrika'da 1900'de nufusun yuzde 7'si Hristiyanken bugun yuzde ellibes uzerinde oldugunu iddia etmektedirler. Papua Yeni Gine'de 1950'de yuzde 1 2003'te yuzde doksanyedidir. amerika her yil misyonerlik calismalari icin 145 milyar dolar harciyor. her yil Afrikalilarin yuzde3.5'i hristiyanliga geciyor. Bir tane Musluman alim Afrika'yi ziyaret etmeyi dusunmezken Papa yedi defa Afrika'ya geldi ve Hz. Meryem'i Afrika'nin Kralicesi olarak ilan etti. Su anda Afrika'da en hizli gelisen kilise Roman Katolik Kilisesi direk Roma'ya bagli.  Hristiyanlikta izin olmayan cok evlilige Afrika icin izin verdiler. Afrika'da bir katolik papazin kirk esi var mesela. Mali'de sadece bir papaz 200 kilise, 20 hastane, 50 okul ve 600 kuyu insa etmis.

           Taktikleri

    Misyonerlerin en onemli ozelliklerinden biri de sadece bir toplulukla ya da sembolik rituel seylerle mucadeleye girmediler. Misyonerlerin cogunlukla girdikleri bolgelerde zaten dini ya da yonetenle yonetilen arasidna bir catisma vardir. Bu catismalarin oldugu bolgelerdeki taraflar kavramsal mucadelede digerini maglup edebilmek icin missyonerleri kullanmislardir. Ngoni seflerinin Chewa (bunlar simdi buyuk kismi Malawide olmak uzere Zambia, Zimbabwe bolgesindeler) kulturune saldirilarinda misyonerleri muttefikleri olarak kullanmislardir. (Christianity and Central African Religions, Edited by T.O. Ranger and John Weller, London Heinemann 1975, s 10) Somurge yonetiminde hristiyanligi secmenin manasi somurgeciligin sosyal ve ekonomik gercekliginde hayatta kalmak ve basarili olmak demekti. (Christianity and Central African Religions, Edited by T.O. Ranger and John Weller, London Heinemann 1975, s 86) Emperyalizmin teolojisini misyonerler olusturmuslardir.

           Simdi Afrikali yerliler, misyonerlerin Tanrinin inayeti altinda medeni gucu kotuye kullandiklarini ve gunah islediklerini kabul etmeye cagirmaktadirlar. (Tradition and Change in Africa, The Essays of J. F. Ade. Ajayi. Edited by Toyin Folola. Africa World Press. S 102) Dahasi Afrika’daki bir cok hastalik, problemler ve ugursuzluklarin kaynagi olarak da misyonerler goruluyor. Ve soruyorlar ''Avrupali Tanri felaketi Afrika’ya nasil  getirdi?''

 

.

(MWALANDIRIMWA)  HOSGELDINIZ  MALAVI

       AFRİKA'NIN SICAK KALBİ

Mustafa EFE
Johannesburg
    Kim demis yollar yurumekle asinmaz diye "iste yollari yuruyerek asindiran bir millet"      
    Malawi, Tanzanya Mozambik Zambia arasida guney-kuzey dogrultusunda uzanan -1000 kmyi askin bir uzunluga sahip- kucuk bir ulke. Ilk insan yerlesimlerinin MO 8000-2000 arasidan oldugu tahmin ediliyor. MS birinci-ikinci yuzyillarda Bantular gelmis. Ulkede somurgeciler oncesi 1480’de Marawi, 1600’de Ngonde ve 18. yuzyilda Chikulamayembe kralliklari kurulmus. Ulkeye batililardan once portekizli kasif-somurgeciler gelmis. Onlari takibden de misyoner-kasifler gelmis. 18-19. yuzyillarda cok buyuk kole ticaretine sahne olmus. Islam’in ulkeye gelisi en erken 15. yuzyila kadar goturse de kaynakalr daha asagidaki ulke Zimbabwe’ye daha erken geldigine gore buraya daha erken gelmis olmasi lazim. 19. yuzyilda ingilizler gelmis. 1891de ingilizlere bagli bir bolge olarak kurmuslar. Bolgeye de Nyasaland adini vermisler. Nyasa yerel dillerden Chichewa (Cicova)cada gol demek. Yani gol bolgesi. Simdiki adi Malawi ise atesin alevi demekmis yine cicova dilinde. Ve bagimsizliklarini kazandiklari zaman somurge oncesi kralliklarindan Marawi'ye nisbeten bu ismi vermisler. 1892’de ingiltere korumasi altina girmis. 1951-53te Zambezi devletinden ayrilmis. Afrika kitasinin neredeyse yarisinin bagimsizligini kazandigi 1950-60 arasind bagimsizligini kazanan devletlerden. 1964’teki sivil Haklar beyannamesinin yayinlanmasindan sonra bagimsiz olan devletlerden.  1964’te bagimsiz olunca ingiliz milletler toplulugu icinde bagimsiz bir devlet olmus. Iki yil sonra da cumhuriyet olmus.

                                     GENÇ TÜRKLER 

     Burda cok enteresan bir sey daha var. Ulkenin bagimsizligi icin mucadele eden “Genc Turkler’’  isminde bir grup varmis. Bunlarin mucadelesi ulkeyi bagimsizliga tasimis   1955’ten sonra Genc Turkler olarak bilinen Chimpembere, Chiume, Yatuta ve Dundusu Chisiza ve T.D.T. Banda daha ilimli olan Wellington Chirwa ve Charles Matinga’nin yerine gectiler. Onlarin amaci Malawi’nin kendi kendini yonetmesi ve tek adam tek oy idi. Eylul 1957’de bu istek yoneticiye arzedildi. Genc Turkler, Dr. Kaunda’nin aksine, siddet kullanmaya hazirlandilar.  Cunku Chimpempere somurgecileri cok iyi tanimisti ve 4 Haziran 1958’de vaziyet Chimpempere tarafindan acikca ifade edildi: “Ilimlilik gibi herhangi bir sey asla bizi hicbir yere goturmeyecektir. Biz guclu kavramlarla da istesek veya yumusak bir dille de istesek hicbir sey elde edemeyiz, Ingiliz emperyalizmi sadece sert dilden anlar”

   Chimpembere, Chirwa ve Kumbikano’yu Federal Meclis’ten istifaya cagirdi. O, hicbir Afrikali yerlinin herhangi bir beyaz adam organizasyonuyla ortak iliskilerde gorulmesini istemiyordu. Chimpembere, Malawi ve Federasyon arasindaki butun baglantilara karsi direndi.  Subat 1957’de, Federal control altinda Avrupali ziraatin uygulamaya konulmasi tartisilirken yasama konsilinden o cikti gitti. Hukumet derhal kongrelerin taninmasini geri cekti. Nisan 1958’de kongreler, federal secim kanununu onaylayan yasama konsilinin toplantisini boykot ettiler.

       Chimpembere kitlesel adam toplama  programina basladi. Nisan 1957’ye kadar partinin 60 bin uyesi oldu. Onlar kitle partisinin sloganlarini aldilar. Kwacha’nin slogani “kahrol” ulusal bayrak haftalik gazette yapraklariydi. Onlar Domingo ve Kamwana gibi kendi kahramanlarini da insa ettiler. Dahasi Gabon’da yasayan Dr. Kamuzu Banda’yi ulusal kahraman olarak insa ettiler. Fakat bunlarin da destekledigi, basa getirdikleri  Dr. Hastings Kamuzu Banda gelince bunlari tasfiye etmis.  Banda uzun yillar amerika ve ingilterede kalmis birisiydi. Banda’yi goturmusler misyoner okullarinda  egtimini vermisler ve ulkenin basina somurge donemi sonrasinin garantisi olarak geri getirmisler.  Afrika’nin digger ulkelerinde oldugu gibi. Ve 1971’de kendini olunceye kadar devlet baskani ilan etmis. Eski somurgecilerle ve Guney Afrika’daki ayrimci rejimle iliskilerini iyi tutmus bu yuzden Afrika ulkeleri ve Malawililer tarafindan cok elestirilmis. 1992’de siddetli protestolar baslamis ve Mayis 1994’te ilk cok partili secimler yapilmis. Musluman Bakili Muluzi liderligindeki Birlesik demokratik Cephe’nin kazanmasi ile Banda’nin 30 yillik diktattorlugu bitmis. 

      Bakili Muluzi 1999’da yeniden secilmis. 2004 Nisanindaki secimlerde anayasa izin vermedigi icin yeniden secilememis ama hala partinin basinda. Onun yerine basbakan olan Mutharika bir hristiyan ve ulkede hristiyanligin propogandasi icin herseyin yapilmasina yardim ediyor. Devletin televizyonu sanki hristiyan kanali gibi. Muslumanlara da Cuma sabahi Islam saati diye bir saatlik bir zaman veriyorlar. Ama ileride eski baskan tekrar gelecek gibi gorunuyor. Cunku halk seviyor. Ucuncu defa secilsin diye sokaklara dokulmus halk. Fakat resmi olarak mumkun degilmis. Simdi gelecek secimlerde tekrar gelmesine kesin guzuyle bakiliyor.

                  Asagida gordugunuz resimdeki yer ise Vatikan tarafindan direk desteklenen ve programi da Vatikan tarafindan yapilmis cok buyuk bir egitim merkezi, Katolik Koleji diyorlar. Sadece 50 ogrenci alan bu kolej yerel papaz yetistirmek icin ozel olarak kurulmus.  cok fazla degil birkac km uzagindaki medreselerin durumlari ise icler acisi. 

           Misyonerlerin en yogun calistiklari ulkelerden birisi de Malawi. Bundan dolayidir ki Musluman nufus maalesef yuzde yetmislerden gayriresmi olarak yuzde kirklara resmi olarak yuzde yirmilere dusmus durumda.

        Dunyanin en yoksul ulkelerinin basinda gelen, Afrika'nin sicak kalbi Malavi yilin oniki ayi yesil olmasina ragmen zaman zaman aclikla karsi karsiya kalmistir.  

.

AFRİKA'YA HOŞGELDİNİZ


 Mustafa EFE
Johannesburg

     Gezilen görülen yerler hakkında yazmak gözlemleri, tecrübeleri, sıkıntıları, sevinçleri paylaşmak, tasvir etmek baze çok güç olabilmektedir. Hele bir de bu Afrika olursa. Elbeteki her yerin kendine has bir özelliği güzelliği vardır. Herkeste bunları ayrı bir şekilde ifade eder. Fakat Afrika bizim açımızdan daha ayrı bir önem arzetmektedir. Hakikaten Afrika bizim neyimiz olmaktadır. Afrika deyince ne anlıyoruz, aklımıza ne geliyor. Kuzey Afrikayı istisna edersek Afrika hakkında Türkiye'de maalesef akademik çevreler de dahil olmak üzere herkes çok az bilgiye sahip bulunmaktadır. Hakikaten nasıl bir tarih okuduk okuyoruz okutuyoruz okutuluyoruyz da böyle oldu. Nasıl bir tarih okuttular ki Mombasa'daki (Kenya) Ali Paşa Kalesini ve orada yatan Ali Paşa'yı ve onun kahraman askerlerini, Yavuz Sultan Selim'in Yemen Valisi Sinan Paşayı ve Onun Mozambik'teki eserlerini, Güney Afrika Cumhuriyeti'ne gönderilen Ebubekir Efendi'yi, İslam medeniyetinin en zengin miraslarından bir bölünün bulunduğu Timbuktu'yu (Mali) tanımıyoruz. Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferine cıktığını biliriz ama temel sebebin İspanyolların Cidde'ye gelerek kale yapmaya başlamaları olduğunu bilmeyiz. Tarih okumalarımızda köklü değişiklikler yapmak zorundayız. Bu özellikle de Afrika için daha fazla gerekli ve önemli.

       Çünkü Batı merkezli tarih okumalarının neticesi olarak bizim bağlarımız koptu. Afrika'nın bize ne kadar yakın olduğunu bağlarımızın ne kadar tarihi olduğunun farkına varmak zorundayız. Bizim sadece bir parçamız değil parçalarımız orada. Oralar dediğim % 50'den fazlası Müslüman olan, 1700'ün üzerinde dil ve kültürün, 50'nin üzerinde devletin bulunduğu bir kıtadan bahsediyorum.

İşte "Afrika Mektupları" böyle bir ihtiyacın farkındalılığının ve köprü kurma mesuliyetinin vermiş olduğu bir gayretin neticesinde ortaya cıktı. Elden geldiğince Afrika kıtası hakkındaki gözlemler düşünceler ve yaşayan Afrika ulaştırılmaya çalışılacaktır.

 

 

 


 

.